Divriği’nin hikâyesi yalnızca taşta, madende ve Ulu Cami’de yazılmadı; raylarda da yazıldı. İlçeye uzanan demir yolu, erken Cumhuriyet döneminin “her yere demir ağ” örme hedefinin parçası olarak planlandı. Ama kâğıt üzerindeki bir çizgiden, dağların arasından geçen gerçek bir hatta dönüşmesi yıllar süren emek, mühendislik ve alın teri gerektirdi.
Genç Cumhuriyet, o yıllarda demir yolunu yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir kalkınma ve bağımsızlık sembolü olarak görüyordu. İç bölgeleri limanlara, üretim merkezlerini Anadolu’nun dört bir yanına bağlayacak hatlar planlanırken, Doğu’ya uzanacak ana omurgalardan birinin Divriği üzerinden geçmesi stratejik bir karardı. Böylece hem madencilik potansiyeli değerlendirilecek hem de bölge, ülke ekonomisine daha güçlü bağlanacaktı.
Divriği çevresi, demir yolu inşası için en zor bölgelerden biriydi. Sarp kayalıklar, derin vadiler, kışın ağır geçen hava koşulları, mühendisleri ve işçileri sürekli sınadı. Tüneller açıldı, köprüler ve menfezler yapıldı, vadi yamaçlarına istinat duvarları örüldü. Rayların her metresi, yüzlerce işçinin, ustanın, mühendisin ortak emeğiyle ilçeye doğru ilerledi.
Hat, büyük ölçüde Türk mühendis ve işçilerin gayretiyle, yerli müteahhitlerin sorumluluğunda hayata geçirildi. Bu yönüyle Divriği demir yolu, “kendi imkânlarımızla kendi geleceğimizi inşa ediyoruz” anlayışının simgelerinden biri haline geldi. Çalışmalar sırasında yöre halkı da kimi zaman iş gücüyle, kimi zaman lojistik destekle bu büyük projeye omuz verdi.
Trenin Divriği’ye ilk gelişini anlatan yaşlıların hafızasında hâlâ benzer sahneler canlanır: İstasyonda toplanan kalabalık, çocukların meraklı bakışları, düdük sesi, dumanın vadide yankılanışı… Tren, o gün için yalnızca yeni bir ulaşım aracı değil, “dünyaya açılan kapı” olarak görülmüştü. İlçeden çıkan bir öğrenci için okul yoluydu, bir işçi için ekmek kapısı, bir memur için tayin rotası, bir yolcu için memleket hasretinin başlangıcı ya da bitişiydi.
Demir yolu hattının tamamlanmasıyla birlikte Divriği, maden cevherinin taşındığı, yolcunun indiği–bindiği, ticaretin canlandığı bir kavşak noktası haline geldi. Özellikle demir cevheri taşımacılığı, ilçenin ekonomik yapısını kökten değiştirdi; istihdam ve gelir, raylarla birlikte büyüdü. Gar çevresi yeni dükkânlar, lokantalar, otellerle zamanla küçük bir ticaret bölgesine dönüştü.
Bugün Divriği Garı’na gelen bir yolcu, peronda beklerken sadece tren sesini duymaz; aynı zamanda bir dönemin idealizmini, cesaretini ve emeğini de hisseder. Rayların her birinde, bu hattı inşa eden isimsiz işçilerin, genç mühendislerin, planlamacıların izleri vardır. Divriği demir yolu, bu anlamıyla sadece bir ulaşım hattı değil, Cumhuriyet’in raylara yazılmış bir hatıra defteridir.
Divriği’nin demir yolu hikâyesi bize şunu hatırlatır: Zor coğrafyalar, doğru irade ve inançla aşıldığında, yalnızca raylar döşenmez; bir ilçenin, bir bölgenin ve bir ülkenin geleceği yeniden yazılır. Bugün raylardan geçen her tren, bu büyük hikâyenin kaldığı yerden devam ettiğini gösteren bir imzadır.
