| ||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Ruhan ÖZAYGÜNYolculuklar nevilidir. Kimileri bir binekle, kimileri de hayalde yaparlar. Biz ise burada sizlerle bakın nasıl yapacağız. Çıkış mekânımız memleketim olan Divriği, menzilimiz Karahanlı Devleti’nin başşehri Balasagun’dur. Coğrafi Konum Divriği Ulu Camii ve Darüşşifasından Balasagum’a Yolculuklar nevilidir. Kimileri bir binekle, kimileri de hayalde yaparlar. Biz ise burada sizlerle bakın nasıl yapacağız. Çıkış mekânımız memleketim olan Divriği, menzilimiz Karahanlı Devleti’nin başşehri Balasagun’dur. Dinlenme ve mola verme yerlerimiz tarih ve çağlarına damgasını vuran bilim adamlarımızın ikametgâhlarıdır. Amacımız kendimizi tanımak ve elimizdeki varlıkların değerlerini bilmektir. Dönüşümüz bir kültür ve bilim hazinesi olan Divriği Ulu cami ve Darüşşifasıdır. Hicri 626 yılında yapımına başlanan ve tarihte Ahmet Şah (Mengüçek) külliyesi olarak bilinen yapıtlardan geride kalan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası 38ْ.07'doğu meridyeni ile 39.22 kuzey paralelleri üzerindedir. Bitişik nizamda yapılan Camii ibadete açık olup, medrese ve türbe ile birlikte ziyaretçilerini beklemektedir. Her ziyaretçi kendi penceresinden değerlendirmesine rağmen ortak olan görüş: Devrinin aynası olan bu eşsiz yapıtın öncesi ve sonrası yoktur. Ne yazık ki bakımsız kalmış. Bir an önce gereken yapılmalıdır. Aksi takdirde çocuklarımız külliyeyi çekilen fotoğraflardan, hikâyelerden ve rivayetlerden tanıyacaklardır. Bu zamana kadar yapılan tamiratlar, caminin ebadından örtüsüne kadar bir şeyleri yok etmiştir. Sadece güney cephesi orijinaldir. Orada da duvarda yeni kaplamalar yapılmıştır. Son yapılan kaplama eskiye nazaran Beş ve altı cm içerden olmuştur. Tabandaki üç pabuç veya fil ayaklarının ikisi oldukça tahrip görmüş biri ise sağlam durmaktadır. Ayrıca güney doğu köşesinde, ayrı bir içe dönük bir içbükey bir bölüm var ki pabuçlar ile ilgilidir. Pabuçlar yok olsa burası bizi istediğimiz sonuca götürür. Çünkü buranın tabanı 0.55cm derinliği 19.03cm dir. 55 altın oranda altın sayısı, diğeri de dünyanın yarıçapı ile eksenin yarısının farkıdır. Günümüz ölçüsünün binde biridir. Bir yapıtı üstün kılan vasıfları saymakla bitiremeyiz. Bilimin ve tekniğin ışığında yorumlarımızı belirli başlıklarda toplayabiliriz. Burada sizlere sadece coğrafyayı içeren bir başlığı matematik ve tarih rehberliğinde harmanlayarak açıklamaya çalışacağım. . Yukarıdaki belirtilen enlem ve boylam sayıları çağımızda kullandığımız ölçümlerin bir verisidir. Hızla gelişen teknoloji neticesinde bilgisayarlarımızdan her türlü bilgilere anında ulaşırız. Örneğin: Google earth vasıtası ile bir bölgenin her türlü ölçümlerini ve özelliklerini bulabiliriz. Bu bilgiler genellikle dünya literatüründe uluslar arasında ortak olan birikimlerdir. Bu birikimlerin ortak kabulü son birkaç asrı kapsar. Ondan öncesi araştırıldığında bakın nelerle karşılaşıyoruz. Bizler neleri unutmuşuz. Kazım Mirşan’a göre, bütün bilimlerin öncüsü Türklermiş. Dünya yüzüne yayılan Türkler bilimlerini her yerde kalıcı eserlerle noktalamışlar. Doktrini araştırmaya değer. Biz bilgisayar vasıtası ile konumuzu tespit ederken aklıma Ahmet Bin Musa (öl. 878) kardeşler geldi. Ahmet bin Musa yaşadığı zamanda çağını aşıp birçok otomatik makineler yapmıştır. Çalışmalarını astronomide de yoğunlaştırıp bir makine yapmış. İbni Habban el-Taberi de bu aleti görmüş, hayranlıkla seyretmiş ve düşüncelerini şu şekilde dile getirmiştir: —Musa bin Şakiroğulları'ndan astronom ve teknisyen Muhammed ve Ahmet kardeşlerin yaptıkları cihazı gördüm. Samara'daki rasathanenin önüne kurulmuş olan bu cihaz bakırdan yapılmıştı. Bir küre şeklinde olan cihazın üzerinde gök küredeki yıldızların resimleri ve isimleri bulunuyordu. Gökyüzündeki bir yıldız batmaya başlayınca, o yıldızın kürenin üzerindeki resmi ve yıldızın ismi, yıldızla beraber, cihazın üzerindeki ufuk çizgisini gösteren çizginin altına doğru batarak, gökyüzündeki yıldızla aynı anda ve aynı şekilde kayboluyordu. Aynı yıldızın gökyüzünde görülme vakti geldiğinde; yıldızın resmi ve ismi ufuk çizgisinin üzerine çıkıyordu. Her göreni hayretler içinde bırakan ve hiç kimsenin müdahalesi olmadan faaliyete geçen bu cihazın su kuvvetli ile Çalıştığını öğrendim. Ahmet bin Musa, kardeşleri Hasan ve Muhammed’le birlikte Halife El Memun tarafından görevlendirilirler. Görevleri: Sabit bin Kurra'nın, ileri sürdüğü ölçümleri ve hesapları özellikle de dünyanın çevresini doğru ölçüp ölçmediğini kontrol etmektir. Üçkardeş, Sincan'da ve Kûfe'de yaptıkları ölçümler ve hesaplar sonunda, Sabit bin Kurra'nın bulduğu rakamı bulurlar. Burada kullanılan aletler mekanik olarak bilgisayarın anası diyebiliriz. Fark Enerjidedir. Birinde elektrik diğerinde su, hava ve kum kullanılmıştır. Doğruluğu tastık edilen konu, dünyanın enlem ve boylamlarıdır. Atalarımız dokuzuncu asırda yaptıkları ölçümler bugünün ölçümleri ile birebir çakışmaktadır. Bu bilgiler üç kardeşler olarak bilinen Musa kardeşlerin yazdıkları eserlerde özelliklede Kitab-ül Hiyl adlı eserde mevcuttur. Musa kardeşler veya üç kardeşler denmesinde büyük bir isabet vardır. Muhammed bin Musa’nın adaşı ve sıfır sayısının mucidi, büyük üstat Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmî ile karıştırılmıyor. Cebir’in babası olarak bilinen Muhammed bin Musa El Harezmî (Öl. 850) Harezmî, matematik ilminin yanında astronomi ve coğrafya ilimlerinde de söz sahibiydi. O, yeryüzünün yapısını inceleyerek, kendi buluşu olan bilgileri ortaya koydu. Halife Me’mun tarafından hazırlanan ilmi heyetin başında yeryüzünün çapını hesaplamak ve ilmi araştırmalar yapmak için, Afganistan üzerinden Hindistan’a gönderildi. Orada yaptıkları çalışmaların sonucunda hazırladıkları rapora “Kitabu-Suret-il-Arz” adlı enlem ve boylam kitabını da ilave ederek Halifeye sunmuştur. Bu eserde: Malva'nın merkezi olan ve Hindistan'ın Gwalidor eyaletinin Ujjain şehrinden geçen boylam dairesini başlangıç meridyeni olarak almış ve harita çiziminde bu meridyen kullanılmaya başlanılmıştır. Ayrıca; Nil nehrinin kaynağı da belirtilmiştir. Batlamyus’un fikirleri çürütülerek harita çiziminde devrim yapmıştır. 15. yüzyılın sonuna kadar bu görüş geçerliğini korudu. Not:
Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmî dönüşte, Bağdat’ta matematik, astronomi ve coğrafya alanında kıymetli araştırmalarına devam etti. Bağdat'taki Şamasiye ve Şam'daki Kasiyun rasathanelerinde ve Sincan ovasında çalıştığı heyetlerle en önemli buluşlara imzasını atmıştır. Bunlardan konumuzla ilgili olanları yeryüzünün bir derecelik meridyen yayının uzunluğu ile muhtelif astronomi tablolardır. Bu astronomi tablolar asırlarca ilim dünyasına rehberlik etmiştir. Yani; bu tablolar 16. asır Avrupalı bilginlere rehber olmakla kalmayarak, başta Endülüs âlimleri olmak üzere, bütün Müslüman fen âlimleri tarafından incelendi. Matematikte de Sümerlerden beri kullanılan 60 lık sistemi geliştirmiş, günümüzde zaman ölçüsü birimi ile dairede kullanılmaktadır. Onluk sistemi icat etmiştir. Bugün dünyanın kullandığı bu sistemin mucidi odur. Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî’nin (Öl. 1048) Kas, Gürgenç ve Gaz ne’de yaptığı coğrafya çalışmaları alanında özellikle tutulum düzleminin gök ekvatoruna göre eğikliği (tutulum eğikliği) bugün dahi pratikte kullanılmaktadır. Astronomi alanındaki çalışmalarını da "Mesudî fi'l Heyeti ve'n-Nücüm" bir kitap halinde Gazneli hükümdarı Sultan Mesut’a sunmuştur. Burada bir konuyu da vurgulamam gerekir. Birûnî, kendisi gibi bir Türk olan Harranlı El-Battani’nin düşüncelerine paralel olarak vahdaniyete dayanmayan İlimi tek kanadı kırılmış kuşa benzetmektedir. Bunun için birçok buluşlarında temel kaynak Kuran’ı kerimi göstermektedir. Birûnî Gazne’de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabbinden sevap ummaktadır.
Aşağıdaki tabloda bulunan karşılaştırmalarda El Birûnî’nin dünyanın eğimi üzerindeki hesabına dikkatinizi çekerim. Bu ölçümleri bugünün teknolojisi ile yapılan ölçümlerle mukayese edersek aradaki farkları tartışabiliriz. Kaldı ki bu ölçümler günümüzde periyodik olarak yapılmaktadır. Son on beş yıl içinde yapılan ölçümlerde dünyanın eğimi bin yılda bir miktar değiştiği ispatlanmıştır. Yer küre devamlı genişlediğinden veya hareket halinde olduğundan dolayı kıtalar arasındaki uzaklıklar, yüksekliler, derinlikler ve eğim ölçümleri değişkenlik göstermektedir. Şu soru aklımıza gelebilir. Neden? Atalarımız dünyanın eğimine ve eksenine bu kadar önem vermişlerdir? Çünkü: Bütün işlemler bu eksen ve eğimin miktarı üzerinden yapılmaktadır. Tablo–1 İlme hizmet etmiş olan filozoflarımızın mekânlarını dolaşırken, o zamanlarda çizilmiş bir haritaya ihtiyacınız var. Çünkü: Birçok şehirler ya yer değiştirmiş veya zamanla tahrip edilip yok edilmiştir. Her tarihi şehirlerde eski ve yeni şehirler göze çarpar. Harita dediğimizde atalarımızdan Kaçkarlı Mahmut’u anmadan yapamayız. Kaçkarlı Mahmut: (Öl.1105) “Divânü Lugati’t Türk” adlı kitabındaki harita ilk Türk haritalarından biridir. Bu haritada dünya yüzündeki Türklerin yaşadığı yerlerle ve Türk devletlerinin komşuları gösterilmiştir. İspanyadan Japonya’ya, Kuzey buz denizinden Hindistan’a kadar yani Avrasya’nın tamamı ile Afrika’nın kuzey kesimleri yer almaktadır. Her ulusta olduğu gibi Karahanlı devletinin başkenti Balasagum Bizlere göre dünyanın merkezi idi. Burada dikkatimi çeken konu: 1. Harita, haritadan çok bir krokiyi andırıyor. 2. Yön Türk geleneğine göre işlenmiş. 3. Her ne kadar krokiye benzese de daire içerisine yerleştirilmesi bir küre oluşumu vermektedir. Kâşkarlı’dan önceki buluşların, oluşumların acundaki bütün halka yayıldığını ve eğitimin hızla ilerlediğinin kanıtlarındandır. 4. Kâşkarlı Mahmut, Kendisi gibi bir Türk olan Harezmî’den 175 yıl sonra dünyaya gelmiştir. Kabul edilen ulusal kurallar hiçbir zaman değiştirilemez. Bu kural Halifenin emri sonucunda konmuşsa ayrı önem kazanır. Osmanlının başlangıç meridyenini Ayasofya’dan geçirmesi, Bizans ile ilgili hadisi şerifin gerçekleşmesi sonucudur. Bu vaka, Tüm İslam âleminin hayalidir. 5. Krokisinde merkez olarak aldığı Balasagum, Harezmî’nin başlangıç olarak aldığı Ujjain’den yaklaşık olarak bir derece batıdadır. Buda krokilerde fark etmez. Çünkü: Krokide hiç sayı kullanılmamış, Arz ve tullere yer verilmemiş. Buraya kadar gelmişken dönüşte İmam Rıza, Arslan Baba, Şeyh Yusuf Hemedanı ve Hoca Ahmed Yesevi Hazretleri gibi din ulularımızın türbelerini ziyaret etmeden geçemeyiz. Çünkü: Bu büyüklerimizin manevi uzantısı külliyemizin birçok yerinde ki sembollerde görülmektedir. Medresenin girişinde bulunan, erkek ve kadın figürlerinin kulaklarında ki hilal şeklindeki küpeler bunlardan biridir. Bu küpelerin anlamı ve Mengüç kelimesinin manası bizi ziyarete zorunlu kılar. Türk ve İslam âlimlerinin yılmadan usanmadan çalışmaları neticesinde ortaya koydukları kuralları zamanımızın teknolojisi dahi değiştiremediğinden çağımızın bilim adamları onları çeşitli şekillerde taltif etmişlerdir. Burada bu taltifleri sıralamaya zamanımız yetmez. Sadece konumuzla ilgili çağımızın rakamlarını belirtmekle geçelim. 1- Ekvatorun uzunluğu 40076,4 km En büyük paraleldir. 2- Ekvatorun kuzeyinde 90 adet ve güneyinde de 90 adet olmak üzere 180 adettir. 3- Kutuplara gelince 90. paralel noktadır ve en küçük paraleldir. 4- Yani dünyanın ekseni farazi olarak 180 eşit parçaya bölünmüştür. 5- Günümüzde ekvator başlangıç olarak alınmış ve işlemlerin bir kısmı buraya göre yapılmıştır. Ekvatorun oluşturduğu daire 360 eşit parçaya ayırt edilerek derecelendirilmiş her dereceden de bir meridyen geçirilmiştir. Ekvatorda iki meridyen arası 40076.4:360=111,32333 km. 6- Londra’daki Greenwich gözlemevinden geçen meridyen, başlangıç olarak benimsenmiştir. 7- Başlangıcın doğusunda 180, batısında da 180 adet bulunur. Doğu ve batı meridyenleri olarak anılır. 8- Bir meridyenin uzunluğu karşıtı ile beraber 40007 km. dir. Bilim adamları tarafından çağımızda 40000km olarak işlem görmektedir. Bu sayının kırk milyonda birine bir metre dendiğini hepimiz biliyoruz. 9- Dünya geoid şeklinde olması, belirli yerlerde iki meridyen ve paralel arası biraz farklılıklar gösterse de genellemeyi bozmaz. 10- Ekvatorun çapı 12751.581 km. yarıçapı 6375,7905 km. 11- Eksenin uzunluğu 12713.504 km. yarıçapı 6356.752 km. 12- Dünyanın ebatlarındaki hesaplar genelde tam bir küre imiş gibi yapılır. Yani ekvatorun çapı ile kuzey güney ekseni farkı (12751.581–12713.504=38.077) olan 38.077km. fark göz önüne alınmaz. 12751.581+12713.504=25465.085:2= 12732.542 km üzerinden işlem yapılır. 13- İşlem yapılan yarıçap 12732.542:2= 6366.271 km olarak kabul görmektedir. Samanoğulları, Cücen İmparatoru, Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu gibi Türk Devletleri’nin eğitime ve bilime katkıları özellikle Selçuklu zamanında Nizamiye Medreseleri ile zirveye çıkmıştır. Bu medreseler: Eğitimin yanı sıra halka da hizmet verirdi. Bu hizmet ihtiyaç duyulan her dalda olurdu. Anadolu Selçuklu döneminde de bu devam etmiştir. Mengüçeklerin yaptıkları külliyede de bu özellikler bariz bir şekilde görülmektedir. Gerek bu medreselerde yetişen bilim adamları ile gerek manevi erenlerin yetiştirip Anadolu’ya gönderdiği Alp erenler Mengüçekoğullarının yetişmesinde büyük rol oynamışlardır. Abdüllatif el Bağdadi (Muvaffakuddîn Abdüllatîf b. Yusuf b. Muhammed b. Ali el Bağdadi), Niyazi Genceli (Cemalettin Ebu Muhammet İlyas), Bahattin Velet gibi devrin kutuplarının izleri Divriği’deki külliyede bariz bir şekilde görülmektedir. Ayrıca Danişment oğullarının dostu olan ve Sivas’ta üç yıl kalan Muhhiddin Arabî’nin de (Abū `Abd Allah Muhammed b. `Ali b. Muhammed b. al-`Arabî al-Hātimī al-Tā’ī) külliyede izleri görülür. Mengüçek ailesi de zamanın âlimleri arasında sayılmaktadır. Davut şah, Berham Şah ve diğerleri hakkındaki bilgileri Faruk Sümer, Osman Turan’ın tarih kitaplarından okuyabiliriz. Ahmet Şah ve Turan Melik’in ise buradaki eserlerini deşifre ettiğimizde göreceğiz. Çağımız verileri ile gezintimizden öğrendiğimiz bilgiler arasında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin: 1- Başlangıç meridyeni Ujjain’dan geçmektedir. 2- Paralellerin hesaplanmasında iki yöntem uygulanmıştır. a)-Dünyanın merkezi başlangıç olarak alınıp, eksen üzerinden yapılmıştır. b)-Dünyanın merkezi başlangıç olarak alınıp, Ekvator düzlemi üzerinden yapılmaktadır. Bugün bu kullanılıyor. 3- Her ilim adamı düşüncelerini gerçekleştirmek için ihtiyacı olan aletlerini genellikle kendileri yapmışlardır. 4- Bütün bilim adamları birkaç dalda eser vermişlerdir. Genellikle matematik, astronomi, tarih, tıp, edebiyat ve coğrafya onların ortak branşlarıdır. 5- Türkler her zaman Pi sayısını 22/7 olarak kullanırlar. Bu da net sonucu verir. 6- Bütün buluşlar ve keşifler periyodik olarak Fas’ta, İran’da, Küfe’de açılan fuarlarda sergilenir ve bütün Acun’daki bilim adamları bir yıl geçmeden yeni buluşlar hakkında bilgi sahibi olurlardı. 7- Son sözü; Bağdat’taki ilmi heyetin incelenmesi neticesinde heyet başkanı halifeye bir raporla bildirir ve halife de gerekeni söylerdi. Rivayet odur ki; bu ilmi heyetin tuttuğu rapor neticesinde; Halife, buluşu terazinin bir kefesine kor, diğer kefeyi de altın tozu ile doldururmuş. Müellif Beytul maldan da en yüksek maaşa bağlanılırmış. 8- El Biruni gibi birçok âlim, aldıkları hediyeyi derhal fakirlere dağıtmıştır. Buradaki düstur: Biz ilmi Allah için yapıyoruz. İlmin açığa çıkması Yaradan’ın kudretinin ve ilminin sonsuz olduğu düşüncesinin açığa çıkmasıdır. Her şey onun kontrolündedir. 9- Selçuklu (adalet) yıldızları şifremizdir. Ölçmek veya mukayese etmek bir birim ile olur. Birim alınan örnek veya nesne diğerleri ile mukayese edilerek miktarı bildirilir. Selçuklu hiçbir insanda değişime uğramı yan gözün merceğini veya iç çapını birim olarak almıştır. İki göz bir nokta olarak almışlar veya çapın miktarını nokta olarak alıp mimarlıkta kullanmışlar. Kuzey kapısındaki göz modellerinin merceği onluk sistemle büyütülmüş ve nakşedilmiş. Nokta ise Hayat ağacındaki üç artı bir tekniğini belirtmek için konmuş ve merceğin 10 katı büyüklüğündedir. Bu birim Temelde planı oluşturuyor. Aynı zamanda bizleri cihan şümul olan ölçü birimi metreye götürüyor. Akla şu soruyu getiriyor. Metre farazi olarak hesaplanmıştır. Göz farazi değil gerçektir 10- Hesaplar ve çizimler ise biz Türklerde devamlı olarak daire üzerinden yapılmaktadır. Zaman: Geçmiş, içinde olduğumuz an ve gelecek olmak üzere üç vakitten ibarettir. Bizler ilk ikisini değerlendirdik. Geleceği bilemeyiz. Fakat tahmin edebiliriz. Buda elimizdeki verilere bağlıdır. Yukarıda âlimlerimizin ilme hizmetlerini anlatmaya çalışırken birçok bilgi sahibi de olduk. Bir an için şöyle düşünelim. Geçmişte yapılan bütün eserler veya değerli yapıtlar; yakılmış, çalınmış, bir şekilde yok edilmiş veya bize unutturulmuş olsa biz benliğimizi, kimliğimizi nasıl öğreniriz. Geleceğimizi nasıl teminat altına alabiliriz. Biz öğretmenler bunun için çevre incelemesini birinci derecede yeğleriz. Çevredeki bir tarihi eser veya bir materyal bizi sonuca götürebilir. Devamlı olarak ne zaman, neden, niçin, nasıl gibi soruları kendimize sorarsak birçok yanıt alırız. Neden? Geçmişe gitmiştik. Divriği ulu camii ve darüşşifasının coğrafi bir konusunu tarih ve matematik rehberliğinde tanıyabilmek için. İşte burada her şeyin bir şekilde yok edildiğini varsayarsak o zaman sadece plan ve mekândaki hikmetleri araştırırız. Her türlü verileri, ölçüleri değerlendirmek gerekir. Resim–1 Camii ve medresenin ceylan derisi üzerine yapılmış planı N ß Şekil -1 Şekil–1 Tapu Kadastro Müdürlüğümden alınan cami ve medresenin çap krokisidir. Bu krokide ki sayılara; özellikle hiç değişime uğramayan güney cephesinin ölçümüne dikkatinizi çekerim. Elimizdeki verileri sıralarsak: a)-Külliyede ki veriler: 1-Güney cephesi 31.83m 2-Cami ve medrese 2121,80 m² 3-Külliye 38ْ.07'doğu meridyeni ile 39.22 kuzey paralelleri üzerindedir. b)-Bilgilerimiz: 1- Yukarıda belirtmiş olduğumuz tüm bilgiler 2- Külliye altın orana göre inşa edilmiştir. 3- Mustafa Cezar Anadolu Öncesi Türklerde Şehir ve Mimarlık. 1977 İş Bankası kültür yayınları tarafından piyasaya sunulan kitapta; “Türkler binaları önceleri kare plan üzerine inşa ederlerdi. Bu kural yerini zamanla dikdörtgen plana bırakmıştır.” 4- Altın oran iki şekilde plana uygulanır. a)- Bir kare üzerinden çizim yapılarak. Çizilen ikinci dikdörtgenin köşegenin açılarından biri 31.43 dür. b)- Altın sayıların (1–2–3–5–8–13–21–34–55–89–144–233–377-∞) Bitişik iki kareye uygulanması ile oluşmaktadır. Kareler diklemesine dört eşit parçaya bölünür. Meydana gelen sekiz parçanın üçü medreseye beşi de camii oluşturur. Üç birimin oluşturduğu dikdörtgenin köşegenlerinden biri 38.10 dakika diğeri de 51.50 dakikadır.. c)- Altın oran 13. rakamda sabitleşir. 233/377=0,6180 377/233=1,6180 d)- Bu sayılar biri biriyle ilişkilidir. Değişmeyen kurallardır. Dairede ve trigonometri de kullanılır. Örneğin: 0,6180 in karekökünün dört katı pi sayısıdır. Dünyanın çapının(12732:4=3183: 0,6180 = 51.50) dörtte biri küçük altın orana bölünürse 51.50 dakika çıkar. Yani pi sayısı gibi değişmeyen sayılardır. Şekil–2 Yandaki şekil iki de altın oranın merhalelerini görüyorsunuz. Çizim bir külliyenin kapsadığı miktardır. Şekil birde belirtilen rakamdır. 2121m² Bu miktar sabit kalmak üzere çift kareye geçiş; çizim ikide gösterilmiştir. Çizim 3–4–5 altın oranın iki kareden oluşumu görüyorsunuz. Çizim altı altın oranın tek kareden oluşumunu görüyorsunuz. Külliyenin planında uygulananı iki kare oluşumudur. Şekil iki- çizim beşte bulunan rakamlara dikkat edelim. 1–31.83m, 63.66m rakamları bize neyi hatırlatır? 2-2121m² de taban alınan ölçü nedir? 3-Uzunluk birimi metrenin bulunuşu nasıl ortaya çıkmıştır? Meridyenin kırk milyonda birine metre dendiğini biliyoruz. Burada meridyen kırk milyona bölünmüş ve birine metre denmiştir. İslam âlimleri meridyenlerin eksenlerin ve daha nicelerinin hesabını yapmış ve eserlerine aktarmışlardır. Diğerleri bu âlimlerin kitaplarını okuyup bir başka yolla ortaya çıkıp teoriler üretmişlerdir. Kırk milyona bölünen meridyen yerine ekseni ve ekvator çapının ortalamasını alalım. 12732km =12732000m bu sayıyı dört yüz bine bölelim. 12732000:400000=31.83m külliyenin enidir. İki kareden oluşan dikdörtgenin uzun kenarı iki katı olacağında sayıyı ikiye katlarız. 63.66m olur. Temelden geriye doğru gidersek atalarımızın mimarlıkta kullandığı noktanın veya göz merceğinin dikine kesitinin bir cm oluşu, bu oluşumu onluk sistemle kullanırsak ve bize de bir külliyenin enini verirse ne demek gerekir? Diğer bir püf nokta Ujjain’e göre de külliye 38ْ 10' batı meridyeni üzerindedir. Bir tesadüf mü yaksa ince hesaplar sonucumu? Şayet medresenin enini de dik üçgenlerdeki özellikler ve bağlantılar (Pisagor teoremi) ile hesaplarsak veya dairedeki altın oran sayılarına dayanarak işlem yaparsak bakın sonuç nedir. 38.10:1.6180= 23.54m olduğunu görürüz. Biz biraz kolayına gidip sayıları yuvarlak alalım. Cami ve medresenin duvarı ortak duvardır. Bunun için medresenin enini 23m, külliyenin eni 32m boyu da 64m olarak alırsak ve bunları külliyede ararsak Selçuklu yıldızlarının sayısında buluruz. Cennet(Kuzey) kapısının sağında ve solunda diklemesine 23 erden 46 tane, ayrıca tepede yatay 32 adettir. Bilimde bu sayıların ifadelerini şu anda düşünmek istemiyorum. İnsandan başlarsak konumuzun haricine çıkmış oluruz. Bizi ilgilendiren şu anda 46 sayısıdır. El-Battani ve El-Biruni’nin fikirlerine saygı duymak mecburiyetindeyiz. Onlar her ilmi vahdaniyete bağlamışlardır. Bakın nasıl! Kuran’ı Kerim Zamahşeri (Öl.1143) Efendiye göre 6666 ayettir. 6666:22/7=2121 dir. Bunun Karekökü ise 46 dır. Bir kenarı 46m olan karenin dikdörtgene dönüşmesi Altın orana uygulaması ve kenarlarının boyutları 32–64 olduğunu görürüz. Bu miktarın içerisinde taç kapıların ve minarenin kapladığı alanları da düşünmeliyiz. Eşrefi mahlûkat olan insanın sevgi ve hizmet yarışında neler yapacağını atalarımız burada bizlere sergilemişler. Ne yazık ki bizler elimizdekilerin değerini bilemiyoruz. Buradaki rakamların onda biri Mısır’da ki büyük piramitte (Keops_Piramidinde) dahi olmamasına rağmen bizlere harika diye sunulmaktadır. Kazım Mirşan’ın dokrinini düşünürsek mimarının Türk olasılığı aklımıza gelir. Bizler büyük bir ulusun torunları olarak kendimize gelip atalarımıza laik olmalıyız. Hiç olmazsa yapamıyorsak ta onları korumasını bilmeliyiz. Yârin kıyamette onların yüzüne nasıl bakarız. Ruhan ÖZAYGÜN 24 Temmuz 2010 Bu haber 107 defa okunmuştur.
|
GALERİ |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Bu Site Muharrem YILDIZ Tarafından Yapılmıştır. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||||||||||